Powered By Blogger

23 Kasım 2017 Perşembe

Yeniden Merhaba!

   2011 yılında niyetlendiğim, ağır aksak devam ettirdiğim ve epeyi uzun bir ara verdiğim bloggerlık yolculuğuma kaldığı yerden devam etme kararı aldim.💃
   En son işsiz kalmıştım uzunca bir süre. Sonrasında ne oldu? Kısa kısa onlara değineceğim öncelikle.
  2014'ün Şubat ayında ilk aşkım Ender'le sözlenebildik. Sözlenebildik diyorum çünkü zira baya mücadele ettik bunun için.😊 Buna bilahare detaylı değinirim. Sonra aynı yıl içinde nişanlanıp, evleniverdik.❤



  Henüz bir haftalık evliyiz. Balayından dönmüş, ayağımızın tozuyla pazara gitmiş alışveriş yaparken bir telefon geldi. Ücretli öğretmenlik için başvuru yapmıştım, düğün hazırlıkları icin koştururken. Yarın musaitseniz sizi okula bekliyoruz Hocam diyorlar. Bana HOCAM diyorlar. Yakın çevrem iyi bilir ne çok öğretmen olmak istediğimi. Görüşmeye gittim tabi ama yüreğim ağzımda nasıl olacak, bu iş haber çevirmeye benzemez en nihayetinde derken tam 2 yıl ayni okulda İngilizce Öğretmenliği yaptım. İyi ki... Bana çok şey kattı öğretmenlik. İlk defa o zaman başkasının gözünden hayata bakmayı öğrendim. Şimdi hala görüştüğüm boyum kadar öğrencilerim var.💞 
   Sonra hayatıma iki çizgi dahiloluverdi. Bir iki çizgi insanın hayatını tamamıyle değiştirebilme kudretine sahipmiş a dostlar. Evlendikten sonra çiftlere en sık sorulan soru "ee çocuk ne zamandır?" bilirsiniz. Milletçe en önemli derdimiz nedense birden o oluverir. İste ben tüm o soruları tek kaşımı kaldırarak bertaraf etmiş biri olarak, anne olmaya hazırlanıyordum. 2016'nin Sonbaharını sonundan yakalayan kızım Eylül şimdi 1 yaşına girmek üzere.🙏 

  Hayatımın en zorlu ve bir o kadar da güzel geçen en güzel 1 yılıydı. Ne oldu da buralara geri döndüm peki? Eylül bende yeniden yazma isteği uyandırdı. Aslında Eylül bana birçok şeyi yeniden, birçok şeyi ise ilk defa yapma dürtüsü kazandırdı. Kendi annelik yolculuğumda kendi çocukluğuma döndüm. Okudum, hala okuyorum. Eylül ile beraber yeniden büyümeye karar verdim. İsterim ki siz de bu yolculuğa, bu serüvene adina her ne derseniz deyin tanik olun. Uzun lafın kısası Göçebe geri döndü! 😉

3 Kasım 2013 Pazar

Bugün bir blogum olduğunu hatırladım. Ne çok yazıyorum aynı şeyleri ama hakikaten de öyle. En son şubatta yazmışım ve o günden bu yana hayatımda birçok şey değişti. Artık işsizim mesela. Medyanın ne kadar kaypak bir sektör olduğunu unutup, tatlı heyecanlara kapılmıştım oysa. 14 Mayıs'ta, tam da doğum günümden bir gün önce  işten çıkmak zorunda kaldım. Harika bir doğum günü hediyesiydi beni için. :) Çalışırken özleyip de yapamadığım her şeyi 2 haftaya sığdırdım. Ne eğlenceliydi ama... Geri kalan 3 hafta da evde miskinlik yapmayı tercih ettim, oldukça ihmal ettiğim sağlık sorunlarımla yüzleştim falan. Derken sıkıldım tabi. Artık iş arama zamanı gelmişti benim için. Maksimum eylüle kadar iş bulamam, yeni yayın dönemiyle eleman alımları olur, bende bu arada güzel bir tatil yaparım diye geçirirken içimden, işte aylardan kasım.

Sıradan, standardı aşamamış bir hikaye bu evet. Aslında çoğu hikaye böyle ama siz gelin bir de benim penceremden bakın dünyama...

Okunmayan blogumun değerli olası okuyucuları, olur da görüşemezsek uzun süre falan merak etmeyin beni: iyi olacağım...

2 Şubat 2013 Cumartesi

Özledim... Uzun Zaman Oldu

Yazmayalı ne uzun zaman oldu yine. :) Evet itiraf etmem gerekirse iyi bir blogerdan çok, iyi bir bloger takipçisiyim.
Evden 07.30'da çıkması gerektiğinde 07.10'da uyanan üşengeç ve uykulu bir insan için, şu ana kadar yazdıklarım çok bile... Ama yine de çok takipçisi olan blogları görünce özenmediğimi söyleyemem tabiki herneyse, işte yeniden burdayım...

Size yazmadığım sürede neler mi yaptım, mezun oldum ve çok kısa bir süre sonra iş buldum. :)

Çok istekli gitmediğim mezuniyetimde inanılmaz eğlendim. Kepi havaya fırlattığımda üstümden büyük bir yükün kalktığını hissettim. Herkesin o anı yaşamasını isterim. Elbisem eniştemin el emeği, göz nuru mezuniyet hediyesi. :) Merak eden olursa sonradan detaylı fotoğrafını paylaşabilirim.

Ve artık çiçeği burnunda bir muhabirim. :) İş bulmak için çok uzun zaman beklemedim çok şükür. Korktuğum gibi olmadı anlayacağınız. Bu fotoğraf 2012'deki Beyoğlu Sahaf Festivali'nden ve bu benim ilk haberim.
Yalnız, çalışma hayatı hiç de beklediğim gibi değil. Uzun ve yorucu iş temposu sayesinde bütün sosyal hayatım alt üst oldu. Uzun zamandır sinemaya gitmiyorum ve tek tatil günümde çoğu zaman yapmak istediğim tek şey, evde zaman geçirmek. :(

En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle :)

Göçebe

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Balat'a Uğramadan Olmaz

Fotoğraf çekmeye yeni başlayan herkes gibi bende Balat'a uğramadan geçmedim. istiyorum ki çektiğim fotoğrafları beğeneyim ama yok olmuyor hep eksik hep eksik. o beğendiğim, bayıldığım fotoğrafçıların fotoğraflarının yakınından bile geçmiyor benim çektiklerim.
O gün birsürü fotoğraf çektim ve sadece bunu beğendim. Ayrıca tamam biliyorum bunda da teknik hatalar var. Belki bir gün yaa, belki bir gün diye ümit ediyorum işte...
Bu küçük hanımın adı: Beritan. Ben onunla tanıştığıma çok memnun oldum. Heeep mutlu olması dileğimle..

24 Mayıs 2012 Perşembe

Bu Aralar En Çok İstediğim Şey Bir VosVos Sahibi Olmak

  Ah benim küçük kamlumbağam, bir gün benim olursun inşallah diye başlayan milyonlarca dua senin içindir... Biz kızlar genelde arabaların beygir gücünden,motorunun silindir hacminden, efendime söyleyeyim bujilerinden falan anlamayız. Bizim için önemli olan bir arabanın şeklidir, sevimliliğidir falan... İşte beni kalbimden vuran da bu sevimli tosbağa...

   Bu araba için çıldıran insanlar var.. Çok da pahalı değil aslında; diyebilirm ki en pahalısı 7000-8000 dolaylarında. Malesef gel gör ki derdi arabayı aldığında bitmiyor. Bu küçük yaşlı kamplumbağalar, bakıma ve ilgiye aşırı muhtaçlar... Artık sayıları giderek azalıyor ne yazık ki... (Hoş bir aralar Behzat Ç. sayesinde sosyal medyada kolpa VosVos'çular üremedi değil! )
   Böyle işte sevgili okur... Bana dua edin de alayım bu şirin tosbağayı.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Tembel Blogger

    Epeyi uzun bir aradan sonra, bloguma yeniden yazma sebebim sizsiniz sevgili Emel hocam. "Son sınıf öğrencisinin vakti hep dolu, aklı ise gidiktir." teorisinin canlı kanıtı gibiyim. O kadar uzun zaman olmuş ki yazmayalı, ancak perşembe günkü İnternet Gazeteciliği dersinde bir blogum olduğunu hatırladım...   
   Bu uzun zaman zarfınıda ne mi yaptım? Aslına bakarsanız pek de kayda değer bir şey yaptığım söylenemez. Hala bu sektörün içinde gerçekten bulunmak istediğimden emin değilim mesela. Hala iş bulamam kaygılarım var. Sırf mezun olunca iş bulamayacağım korkusuyla "staj" adı altında kölelik yapmaya eyvallah dedim. Şimdi bir haber sitesinde, yarım günümü günlük 5 liralık yemek karılığında copy/paste yaparak geçiriyorum... Öylesine çok şey öğrendim ki müthiş bir donanıma sahibim şu an(!) Kanaatimce biraz aklı olan herkes internet gazeteciliği yapabilir. Kesinlikle üstün bir kabiliyet gerktirdiğine inanmıyorum.
   22 yaşında biri için isteklerim çok mu fazla diye düşünüyorum bazen. her standart insanın isteyeceği şeyleri istiyorum aslında: İyi bir işle geleceğime yön vermek...
    Yaptığım staj görüşmelerinde sıkça duyduğum cümle şu: "Okul size mesleki anlamda hiçbir şey öğretmez!" Eee boşuna mı okuyorum o zaman bu canına yandığımın okulunda?! 4 yılımı heba mı ediyorum?! Bu mudur yani?! Ulan madem boşuna neden işe alırken diploma soruyorsunuz? Tabi diploma hiçbir zaman tek başına yeterli bir unsur değil. muhakkak diplomanın yanında sözü çeşitli camialarda geçen bir tanıdığınızın da olması gerekiyor! MÜİF'in beni bilgiye boğduğunu, mezun olduğumda gazetecilik için hazır ve nazır olduğumu iddia edemeyeceğim; ama boşuna okuduğumu da düşünmüyorum, düşünmek istemiyorum!...

5 Kasım 2011 Cumartesi

NE YAZSAM?

   Yazmaya aşırı hevesliydim bu blogu açtığımda. Sonraları günlük takip etmeyi bırakın bir blogum olduğunu dahi unuttum nerdeyse. Sırf yazmış olmak için de yazmak istemediğimden uzun zamandır yazmıyorum...
   Aslında yazmaya değer birçok şey oldu. Bir hiç uğruna ölen askerler, Van depremi, duyarlı-duyarsız vatandaş portreleri... Niyeyse istemedim böyle uğursuz bir döneme yazılar yazmak.
   Hayat bu aralar benim için oldukça zor... 4.sınıfı bitirmesine az kalmış bir öğrenci ve henüz hiç tecrübesi olmayan bir gazeteci... Bu kimliklerimin arasına sıkışıp kalmış vaziyetteyim. Sevgili okulumda(!) medyanın 4. güç olduğu öğretildi bizlere. Ne yazık ki medyanın 4. güç filan olduğu yok! İnsanların birbirlerinin üzerinden rant sağladığı kapitalist sistemin bir dişlisi yalnızca. Lanet bir staj için bile sağda solda bir tanıdığının olması gereken bir sektör.
   Diplomalı işsizlerden olmamak için ya arkan sağlam olacak ya da güç bela girdiğin yerde tabiri caizse yalaka olacaksın. O ''idealist gazetecilik'' kavramı artık bir ütopya kadar uzak ülkeme.
   İşte böyle sevgili blogum diplomalı işsizler kervanına katılmama sadece 8 ay kaldı.